Yayın Kolektifi

bir el ver!

Uçurum Kenarında bir Yo-yo Topu!


Gün Zileli



Can Başkent, Türler ve Cinsler, 2011, Kibele

“Kuramlar da kurumlar gibidir, iflas bayraklarını sessiz sedasız çekerler” diyor Utku Usta, Can Başkent’in kitabına yazdığı sunuşta. Çok doğru. Aslında kuramlar da birer kurumdur. Tersinden söylersek kurumlar da kuramlar üzerine oturur çoğunlukla.

Kuramlar çeşit çeşittir. Muhafazâr kuramlar, liberal kuramlar olduğu gibi devrimci kuramlar da vardır. Marksizm ve anarşizm devrimci kuramlardır (kuramla doktrin arasında da önemli bir fark vardır elbette). Hatta ilk çıkışlarıyla bu iki kuram bir elmanın iki yarısı kadar birbirine benzemekteydi. Farklılaşma zaman içinde oldu. Marksizm, özellikle 1917 devrimiyle pratikte büyük bir ileri atılım yaptı ve devrimci ana akım haline geldi. Anarşizm ise bir alt akıntı olarak varlığını sürdürdü.

Devrimci kuramı ve ona bağlı olarak pratiği bir yo-yo topunun (hani şu çocukluğumuzda hepimizi oyalayan lastikli top) hareketine de benzetebiliriz. Yo-yo topu ucuna bağlı olduğu lastiğin izin verdiği esneklikte ileriye (ya da yere) doğru gider ve sınırına vardıktan sonra gerisin geri gelir. Devrimci kuram ve pratik de, toplumsal koşulların ve kendi ağırlığının izin verdiği oranda ileriye gider, sonra da bir geri dönüş sürecine girer. Ancak bu geri dönüşü olumsuz bir şey olarak görmemek gerekir. Yo-yo topu geri dönerken kat ettiği yolu gerisin geri gidiyormuş gibi gözükür ama aslında bu bir yeniden toparlanma ve atım merkezine geri döndükten sonra yeniden ileri atılmak için yeniden güç toplama sürecidir. Bugün devrimci pratik, iki yüz yıldır gittiği yolu gerisin geri gidiyor bir yo-yo topu gibi ama bu yolu gerisin geri giderken aynı zamanda ileri gidiş sürecindeki hata ve zaafları yeniden tarıyor, kendini toparlıyor; süreç bir daha ileri yöneldiğinde hareket artık o eski hareket olmayacaktır.

İşte Can Başkent’in kitabı, yo-yo topunun bu geriye dönüş sürecinin değerli ürünlerinden biri. Geçmiş devrimci pratiğin, sınıf mücadelesi adına önemli ölçüde ihmal ettiği, hatta bir kenara iteklediği türler ve cinsler sorununu ele alıp inceliyor.

Yayın Kolektifi’nin önerisiyle Kibele Yayınları tarafından basılan kitabın hemen başta konu başlıklarını ve sayfalarını vermemesi büyük bir eksiklik olmuş. Bu yüzden konuları, tek tek sayfaları açarak bulmak zorundayız. Birinci Bölümde Hayvan Özgürlüğü ve Ekoloji ile ilgili makale ve röportajlar yer alıyor: ALF (Hayvan Özgürlüğü Cephesi) ile Röportaj; Timur Danış Röportajı; Ekotopya 2003 Röportajı (Batur Özdinç) genelde hayvan özgürlüğünü ve anarşizmi konu alırken, İzinsiz Gösteri sitesinde yayımlanmış, Yıkanmamış Ispanak; Vegan Keman; Pirzolalı Fondöten, vejateryanlığı ve veganlığı inceliyor; et yeme taraftarlarının argümanlarıyla tartışıyor. Hayvana Şiddet İnsana Şiddettir; Hayvanı Yememek-Bir Peter Singer Okuması, yazılarıyla Can Başkent, hayvan özgürlüğü ve etyemezliğe ilişkin tartışmaları derinleştirerek noktalıyor.

Kitabın ikinci bölümü, Cinsiyetçilik başlığını taşıyor ve doğrudan cinsel ayrımcılığı, eşcinselliği inceliyor. You&Me Dergisi Röportajı; KaosGL Röportajı, geçmişte devrimci akım tarafından yine ihmal edilmiş, hatta faşizme benzer bir biçimde bastırılmış ve ötelenmiş eşcinselliği inceleyip tartışmaktadır. Furry Girl Röportajında Furry Girl, veganlık ve cinsellik üzerine son derece ilginç görüşler ileri sürüyor. Başkent, İlk Eşcinsel Kültür Merkezi; İnternet Pornografisi Afyon mu?; Pornografinin Yapaylığı, yazılarında ağırlıklı olarak pornografi sorununu tartıştıktan sonra “anarşist ahlak” ve “anarşist günah” kavramları çerçevesinde anarşist ahlakı tartışıyor. Şehvet ve iktidar bağlantısından tutun da, çirkinlik ve güzellik kavramlarının irdelenmesine kadar birçok konuyu ele alıp tartışıyor Can Başkent. Kitabın sonlarına doğru yer alan Biyolojik Feminizm, yazısı doğrudan doğruya feminizm içi bir tartışmaya el atmaya cesaret etmiş! Kitabın son on sayfasında kısa iki İngilizce metin de yer alıyor: Biri anarşizm ve cinsellik üzerine, diğeri ise feminizm ve kıskançlık konusunda.

Can Başkent’i okumak, bana kalırsa, radikal düşüncenin en sivri uçlarında, uçurum kenarlarında gezinmekle eşdeğer. Bırakın ataerkil solumuzu, ülkemizin anarşizmi bile bunları tartışıp hazmetmeye ne kadar hazır, bilemiyorum. Ama biliyorsunuz, en güzel çiçekler uçurum kenarlarında bulunur.

Yine de dikkat edin, yo-yo topunuz elinizden kaçıp uçuruma düşmesin!
Site logo